"Getting stuck in between the divine religion and your true self hurts your inner child, teen and adult self in ways more than you can imagine. In these kinds of times, who you will turn to and who you will be asking for help may define who you were and who you will be in a few specks of time." - a Stranger
Çıkarıldığım şirketten omuz omuza çalıştığımız ve kimyamızın muazzam uyuştuğu bir iş arkadaşımı aradım. Uzun uzun konuşup dertleştik.
O da ben çıkarıldığımdan beri birlikte üstlendiğimiz monitor engineer işinin sadece ona kalmasından dolayı sorumluluğunun artmasıyla ve Temmuz ayında zam yapılmamasıyla dertlenmiş. Benim çıkarıldığım hafta o da evliliğinden sonraki balayında karısı ile tatil yaparken öğrenmiş benim çıkarıldığımı ve balayında morali bozulmuş.
Uzun uzun şirketteki zorlayıcı durumların artışını konuştuk. O da sağa sola bakıp iş arayışına girmiş çünkü hem durumlar zorlaştı, hem sorumluluk arttı hemde sorumluluk artarken işten çıkarılanların işleri ona paslandığı için zam almadan çalışmanın verdiği değersizlik hissine öfkeliydi.
Bana "CV durumunu hallettiğinde banada yolla cvni, Vodafone vb şirketlere gönderirim kendi cvim ile birlikte, belki tekrardan yan yana çalışma fırsatımız olur. Ben seninle yan yana çalışma fırsatımız olsun isterim tekrardan." dedi.
İnsanlar iş için aradığında kendisini konuşurken soğuk ve mutsuz konuştuğu için insanlar ona "O arkadaşın(Yani ben) çıkarıldığı için mutsuzsun değil mi? Birlikte çok iyi çalışıyordunuz yan yana" falan diyormuş o da bunu kabul ediyormuş.
Konuşmayıda bitirirken "Allah'a emanet yavrum, görüşmek üzere kardeşim. Her zaman telefonum sana açık ve bir telefon uzağındayım." dedi.
Bu kadar beni seven biri olduğunu bilmiyordum, bana kimyamızın çok iyi tuttuğu bir dost izlenimi veriyordu hep ama direkt fazlasını duymayı beklemiyordum çünkü bu zamana kadar hiçbir yakın dostumdan bu kadar düşünceli ve duygu yüklü cümleler duymadığım için bir an gerçek gelmedi fakat karşı tarafa normal tepkiler ve normal cümleler aktararak şaşkınlığımı gizledim.
Sorun şu ki, işte beraber çalışırken kimyamızın çok iyi tutmasından kaynaklı olarak kalbim yavaş yavaş ona kayıyordu ve bende aklımı yanıma alıp kalbimle savaşıp kalbimin ona kaymasını engelliyordum. Şimdi ise onun benim hakkımda böyle şeyler dediğini duymak ve "Yavrum" diye hitap ettiğini duymak... şu günlerden güçlenerek tsunami olup üzerime gelen bisexual hisleri ve hayalleri ile muazzam bir savaş verirken bu kişiyle konuşup bunları duymak, zaten ona karşı yol alan kalbimin zincirlerinden kurtulup karşıma daha güçlü bir opponent olarak çıkmasına sebep verdi.
Fakat kendisi heteroseksüel ve zaten karşı cinsle evli + kendimi hep dizginlememden kaynaklı olarak engellemem = yine imkansız bir sevginin/aşkın en eski yarama tuz basmasına yol açtı.
Şu işe bak, yetişkin olan ben bunları anlatırken arkada shuffle playlistimden Lana del rey - Ultraviolence çalmaya başladı.
Allah kaderime niye bu yolları koyuyor bilmiyorum çünkü kalbime dikenlerin ve kazıkların batmasına sebep oluyor.
Canımda yanmıyor değil fakat tabii deneyimli olmamın getirdiği yenilmezlik olgusu yine yenilmemi engelliyor.
Beni bitiren savaşın kendisi değil, savaşırken tuttuğum kılıcın avuç içimde oluşturduğu nasırlar, her yere düşüp ayağa kalktıktan sonra diz kapaklarımda oluşan yaralar, kazandığım savaş sonrası sargı bezi ile sarılması gereken açılmış yaralarım. İlerliyorum ve asla durup pes etmiyorum fakat ilerlerken dizlerimin üzerinde emeklediğimde oluyor, yerde sürünüp kendimi zor zor çektiğimde oluyor, çita gibi koştuğumda oluyor ve tüm bu süreçler olay esnasında farklı konumlardan canımı yakıyor.
Tekrar o eski cümleyi kuruyorum çünkü hala bu cümlenin ortaya çıkmasını sağlayan süreçler tekrarlıyor kendisini: "Surviving isn't living."
Uzun zamandır aklımda olan bir düşünce var. Hasret kaldığım bir durum.
Her bromance ilişkili straight erkeklerin birbiri ile cinselliğe kaymayan el ve beden şakalarının bulunduğu videolar ya da birbirlerine sarılıp uyuyan ama sadece dost ve kardeş olan erkek ilişkilerinin geçtiği video ve resim içeriklerini gördüğümde kalbim yükselip "İşte böyle bir şeye ihtiyacım var!" diyor. Çünkü hem tam sınırda hemde kalbimin doğrudan istediği şeyi dolaylı yoldan karşılayıp olayı çok ilerletmiyor.
Bir yılı aşkın süredir bu durumu sorguluyorum: "Allah neden bana böyle bir arkadaşlık ilişkisi yerine birbirine saygı ve sevgiyle yaklaşan normal kardeş/dost ilişkisi veriyor?"
Sanırım cevabı tahmin edebiliyorum, çünkü böyle bir bromance ilişkisi hayatıma girerse hem kalbimi zincirlemem daha da zorlaşacak hemde kendimi tutamayıp ilerletmek isteyerek irademin yeteri kadar güçlü olmamasından dolayı nasip edilmiyordur diye düşünüyorum. Sapık bir arkadaşın el ve beden şakaları vardır ya. Ondan bahsediyorum. Büyük ihtimalle cevap sahiden de kendimi dizginleyemeyecek oluşumda yatıyor.
Yalnız kalmaya devam edeceğim ve normal dost ilişkilerinin arada yarattığı mesafeyle yalnız kalırken kalbimin istekleriyle savaşmaya devam edeceğim.
Tina Turner şarkısında diyor ya "Proud Mary keep on burning" diye, bende yanmaya devam ediyorum... kendi içimde verdiğim savaşla ben yanıyorum, anlam arayışında yol kat edemeyen beynim yanıyor, kalbim aşk/şehvet arayışıyla yanıyorum.
Tamda bu sırada aklıma lise yıllarımında öncesinde okuduğum söz geliyor: "Fire around me couldn't burn me because fire that is burning inside me burnt brighter than the fire around me."
Ah Allah'ım yarabbim. Bu yazıları yazarken her seferinde şunu fark ediyorum: çooook güçlüyüm. Fakat bu dünyada her şeyin bir bedeli ve zıttı olduğu gibi güçlü olmanın da bir bedeli var, değil mi?
Bazen yanmak bile beni mutlu ediyor. Çünkü işte çalışmak oyun oynamaktan daha sıkıcı olsada günün sonunda kendi kazandığın para ile kendi hayatında istediklerini yapmak o sıkıcı iş günlerini nasıl mutluluğa çeviriyorsa, benim içten yanmamı sağlayan tüm durumlarda ne kadar iradeli, güçlü ve yetenekli olup doğru yolda yürümeye devam ettiğim farkındalığıyla mutlu ediyor.
İyileşirken çektiğin acı gibi, yarayı temizlerken yaraya koyduğun kolonyanın yakışı gibi, dünyaya gelirken rahimden çıktıktan sonra ilk oksijeni ciğerlerine çektiğinde ciğerlerinin yanışı ile ağlaman ama belirli bir süre sonra ciğerlerin gerçek dünyaya uyum sağlayarak seni hazır hale getirmesi gibi.
İçimde ucu bucağı olmayan derin bir okyanus var ve ben zamanla içinde boğulmayı değil dalgaları sürmeyi öğrendim.
İşte bugünkü konuşmamızda olduğu gibi bazen perdeyi aralayıp Allah'ın ördüğü kader ağını ve büyük resmi görüp sözlere dökebiliyorum. Sanırım derin bir insan/ruh olmaktan geliyor, sizce?

No comments:
Post a Comment