Saturday, May 13, 2017

AMPLIFIED SCHOLAR OF THE GRAY TREES





"Dört gün… Dört gün… Dört gün…"

 


    Dört gün… Dört günlük bir süredir kalbim solmakta ama vicdanım rahat çünkü yanında olmam gereken şeyin; adaletin ve doğruluğun yanında oldum ve böylelikle ile yanımda olduğuna inandığım ve de dostum olduğuna inandığım yakın bir arkadaşımın gerçek yüzünü gördüm. İstediği kadar alanında başarılı ve ileri düzey yeteneklere sahip olsun, eğer benim için doğru dürüst bir karaktere sahip değil ise o kişi benim için bir hiçtir ve de ne kadar yalvar yakar özür dilese de onun gibi birine karşı benim hiçbir merhamet borcum olamaz. Şimdi ise yalnız kurt olarak hayatıma devam ediyorum ve de eğer biri ile çatışma içerisinde isem sahip olduğum yeteneklerimin arttığının farkına vardım. Bu olay beni içimde bir köşeye atıp beni ele geçirmesine izin vermediğim karanlık yanıma tamamen bağladı ve artık sadece içimdeki aydınlığın gücünü kullanmaktan ise hem içimdeki aydınlığın hem de karanlığın gücünü birleştirerek kullanıyorum. Peki, siz bilir misiniz aydınlık ve karanlık karışınca ne olur? Kararır, grileşir her yan. Bir vücutta ikisi birden bulunamaz çünkü ikisi de birbirinin zıttı olan kavramlardır ve ikisi birleşir ise karanlık ve aydınlık birbirini yok etmeye başlar. Aydınlık karanlığı beyazlatmaya çalışır, karanlıkta aydınlığı karartmaya çalışır; bu da demektir ki ya tek bir kazanan olacak ya da ikisi birden birbirini yok edecek. Söylemiş olduğum gibi karanlığın en dibine; ABYSS’e inmiştim ve şimdi ise karanlığın içinde her yer grileşti. Saçaklar, yerdeki zift gibi kaynayan karanlık yüzeyden göğe doğru yükselen kara dikenlerin arasından sıyrılıp gökten inen beyaz ışık ışınlarına atılıyor ve saldırıyordu, aynı şekilde gökten inen beyaz ışınların arasından yerdeki biçim bulamayan saçaklara yıldırımlar ve şimşekler saldırıyordu. Aydınlık bana ulaşmaya çabalar iken saçaklar ve dikenler beni adeta bir kalkan gibi koruyordu.  En sonunda ise büyük, karanlık zırhlar ile donatılmış ve sivri olarak biçim bulmuş saçaklı ve damarlı bir diken ile şimşeklerin ve yıldırımların çarparak oluşturmuş olduğu, altın başlı elmas bir mızrak birbirine büyük bir hız ile çarptı. Hemen ardından da devamında çok büyük çaplı bir şok dalgası ile takip eden büyük koyu gri bir patlama oldu. Şok dalgası tüm saçakları, dikenleri, yıldırımları ve ışık ışınlarını yakarak yok etti ve şok dalgası beni uzağa fırlattı. 


    Yere düştüğümde bir yanımın aydınlık bir diğer yanımın da karanlık bir yüzeye sahip olduğunu gördüm. Ben bu yüzeylerin birbiri ile ayrıldığı büyük çizginin ortasındaydım. Karanlık ufukta yanarak yükselen kızıl bir ışık gördüm ve ışığın içerisinden karanlıkları büken, korkusuz bir ordunun zift zemine ayak basıyor olduğuna şahitlik ettim. Aydınlık tarafa kafamı çevirdiğimde de yere kızgın yıldırımların düşüşünü izledim. Her yıldırım yere düştüğünde geride beyaz parıltılar bırakıyordu. Dikkat ile baktığım zaman parıltıların aslında elmaslardan oluşan ve yıldırımı bükebilen kusursuz savaşçılar olduklarını gördüm. İki ordu birden birbirlerine koşmaya başladılar ve bundan dolayı içimi yok edilemez bir korku kaplamıştı çünkü iki ordunun savaş sahasının tam ortasındaydım. Bu ahenkli bir buluşmaydı.

 

4 gün önce…

Yunus ismindeki arkadaşım MAC laboratuvarındaydı. Bana İngilizce hocamız ile kavga ettiğini ve herkesin içinde ona bağırdığını söyledi ve konuyu anlatır iken İngilizce hocamız sınıfa girdi. Ben TOEFL testimi çözer iken İngilizce hocamız ile Yunus 40 dakika boyunca tartıştılar. Tabii ki de Yunus her zaman yaptığı gibi boş yere uzatıyordu. İngilizce hocamız affetmeyecek gibiydi. İngilizce hocamız ile olan tartışma en sonunda bitmişti. Yunus’a “Keşke hocaya bağırmasaydın, bu saygısızlığa giriyor. Öğrenci ve öğretmen arasındaki çizgiyi aşıyorsun.” Dedim. O ise bana “Sen kaybetmeyi sevmeyen birisisin ve inan bana benim yerimde olsaydın benim yaptığımın birkaç kat fazlasını yapardın.” Dedi. Bende kafamı eğdim ve Yunus’a bakarak “Gerçekten böyle mi düşünüyorsun?” dedim. O da “Sen kaybetmeyi sevmeyen birisin.” Diye tekrarlardı. Ben ona rekabeti sevmediğimi ve bu yüzden de İngilizce Debate provasından sonra çok üzüldüğümü söylemiştim. Bu benim en hassas yanımdı ve Yunus ise bu hassas yanımı bana karşı kullanma küstahlığında bulundu. Bende ardından ekledim: “En azından benden büyük birine bağırmazdım be Yunus.” Bu cümlemden sonrada oturduğum yerden kalkıp gittim. Sonraki birkaç gün bana olayı anlatmaya çalışması ile geçti. Bir türlü ona doğruları ve benim canımı ne kadar yaktığını anlatamadım, anlatmak için çabaladım ama bir türlü anlamadı. Benden özür diledi ve bunların hepsini geride bırakmak istedi. Hiçbir şey söylemedim fakat affetmemem gerektiğini içten içe biliyordum. Bu yüzden de affetmedim. Ben de onu hassas yönlerinden vurmayı bilirdim fakat ne ben onun kadar vicdansızım ne de o bu hakareti yapmış olmayacak kadar insandı.



No comments:

Post a Comment

ECLIPSE THRESHOLD 3 - SHATTERED CHAIN

" Benim suyum çok ısındı hatta kaynamaya bile başladı. Babamın bir şeye sinirlendiğinde bardağı mermere vuruşundan tutta kapıları sertç...