Bugün akşama doğru saat 6'da kırık dişimin zedelediği yanağımın zonklamasına uyandım. Ablam aile evimize gelmişti. Babam ise güzel bir masa hazırlayıp lezzetli balık yemeğinden yapıyordu. Zaten benim için böyle bir masa hazırlamazdı.
Hepimiz şakalarla donatılmış bir sofrada yemek yemeye başladık. Gündem, siyaset derken ailemizin eski konularından konu açıldı. Herkes birbirinin anısını anlatıyordu. Komidinin üzerinde yer alan fotoğraflara baktı ablam ve babam, hikayeler oradan devam etti. Daha sonra babam kendi telefonundaki ablamın ve yeğenimin eski fotoğraflarını göstererek komik hikayeler anlattı. Ne kadar gülümsesemde içimi bir burukluk kapladı. Ne babamın köşesinde ne de telefonunun galerisinde bir tane bile fotoğrafım bulunmuyordu.
"Wow, o köşede bir tek benim fotoğrafım yokmuş ya" dedim. Ablamda "Aaa sen bilmiyor musun? Seni çöp konteynırının kenarında bulduk." diye espri yaptı. Gülsemde içimde bir burukluk oldu. Babamdan nefret etsemde, öldüğünde aramayacak ya da özlemeyecek olsamda onun için değerli olmamam içimdeki bir şeyleri kırdı, dağıttı.
Yemek sofrasından kalkıp ellerimi yıkamaya giderken ablam bana "Eee sen ne zaman askere gideceksin. Söylede ona göre seni beklemeye başlayalım." dedi. Konulara hızlıca annem ve babamda dahil olarak bu konuyu ablamla konuşmaya başladılar. Annemde ablamda 1 ay'ın çok olmadığını söyledi. Ablam "Gerçi kardeşim ITci. Onu kantine kasaya koyarlar." dedi. Babamda "Onu ne kantine kocayacaklar, tuvalete koyarlar." dedi.
O sırada babama birkaç kez "Bu konu hakkında sen konuşma." dedim. Göz ucuyla baktı ama sessizce yemeğini yemeye devam etti. Ellerimi yıkımaya gitmeden önce son bir kez bakıp "İnşallah askere gittiğimde savaş çıkarda ölüm haberimi alırsınız." dedim. Bu hayattan ve ailemden o kadar sıkıldım ki bu cümleyi kurdum ve benim için duygudan yoksun son derece normal bir istekti bu. Yeğenim hemen "O nasıl cümleler öyle. Lütfen böyle isteklerde bulunmayalım." demeye başladı. Arkamı dönüp ellerimi yıkayıp odama gittim.
Bilgisayarımı açıp oyun oynamaya hazırlandım. Oyun açıldığı gibi oyunu kapattım. Tüm eşyalarımı toplayıp çantama koyup evden sessizce kimseye cevap vermeden çıkıp gittim. Ablam arkamdan seslendi ama arkama bakmadan apartmandan çıkıp gittim. Evden nargile kafeye gidene kadar söylenip durdum.
Babamın ettiği laf, göremediğim fotoğraflarım, eskiden benim hakkımda ettiği laflar... hepsi aklıma gelip durdu. Değerli biri olarak değer görmüyordum. Çünkü babam için elmasta bir taştı, çakıl taşı da bir taştı. Beniö gibi bir elmasın değerini bilemedi. Ne kadar parlasamda onun gözlerini kamaştıramadım, o ise elini kanatan elmas kenarlarına odaklanıp durdu. Eskiden yeni evi yeğenime vermeyi, eski aile evini de bana vermek istediğinş söylerdi. Eski döküntü evde aile kurup yaşamamı istiyordu, tıpkı kendisi gibi... onun hayatını yaşamayı reddediyorum.
Onunla aramı bozup selamı sabahı keserek hayatıma devam etmeye çalıştım fakat bu işleri daha kötü yaptı, şimdiki yıllarda ise şakalaşıp sohbetimizi iyileştiriyorum ama yine işler kötüye gidiyor. Zehirli bir ve ben artık hayatımda onu istemiyorum. 2025'te askerliğimi aradan çıkartıp bir an önce ayrı eve çıkmam lazım.
Aslında her nedenin ve olayın altında yaralı bir çocuktum. Eskiden de anlamıyordum hala da anlamıyorum; neden bu kadar değersizim?
No comments:
Post a Comment