“I never meant to fall for a stranger behind a glass screen, yet a single smile cracked open everything I swore I had buried.My heart bled quietly that night — not for a love I lost, but for a love I was never allowed to reach.While others chase desire and heal from heartbreak, I sit beneath a faithful light, enduring the pain of what I must never touch… and that agony is a wound only God and I can see.”
Ne kadar süre oldu bilmiyorum... belki haftalar belki aylar belkide yıl. Buraya yazamayacak kadar yoğun, tükemiş ve zamanını hayatla savaşmaya ayıran birine dönüştüm. Bir yandan işimde seviye atlamaya çalışırken bir yandan kendimi geliştirmeye çalışıyordum fakat bu yapmaya çalıştıklarımın hepsinde kendimle sürekli savaşıyordum.
Bu savaş kendimi sorgulamam, yarlarımı onarırken güçlenmeme, geçmişe yolculuk edip geçmişimde bilgi ve konfor bulmama, yavaş yavaş yeniden yaşama dönmeye başlamama sebep oluyordı fakat bu süreçte her zaman olmayıp bazı anlarda canımı derinden yakıp boşluğa hüzünlü ve acı içinde bakmama sebep olan bir olay devamlılığını sürdürüyordu...
Müslüman oluşumdan doğan dine bağlılık ve Allah'ın kurallarına uymaya çalışmada en büyük adımı atıp kalbimi zincirlemiştim... hemcinsime bir sevgi ya da aşk duyduğumda kendi içimde yaşıyor ve asla ama asla aksiyone dökmüyordum. Fakat bunun büyük bir dezevantajı vardı: asla yaşayamayacağımı bildiğim ve tüm kalbimin erişmek istediği aşka izin vermeyişim. Evet bir taraf seçmiştim: dinimi seçtim, peki bu seçim bana ne getirdi: hemcinslerimden birini güzel bulduğumda ya da aşık olduğumda boşluğa acıyla bakıp uzaklara dalmak...
Bazen çok güçlü biri olduğumu düşünüyorum fakat zamanı durdurup beni uzaklara daldıran bir acı boğazımı düğümlüyordu. Böyle bir şeyi ben seçmemiştim ve canımı yakmasına rağmen kurtulamıyordum.
Dahada kötüsü, birlikte online oyunlar oynayarak kafamı dağıttığım arkadaş grubum benim sırrımı bilmesede konu açıldığında bu hisse sahip olan insanlar için "Bence bu tedavi isteyen bir hastalık" dedi, bir diğeri "Sapkınlar işte" dedi, bir diğeri "Dövsek düzelirler mi acaba?" diyerek dalga geçti. Zaten içsel olarak canımın yanışıyla baş etmem yetmiyormuş gibi birde bunları duymak beni mahvetti. Karşılıklı onlarla konuştum fakat anlamadılar...
En kötüsüde asla şunu anlamayacak olmalarıydı: hayatını bu konularda acı çekmekle, dışlanmakla, itilip kaklımakla, aşağılanmakla ve kurtulmak için bir sürü yol deneyip kurtulamadan yaşayanlar için: yani uzuuun yıllar boyunca aşşşırı acı çeken insanlar için bunları demeleriydi. Tıpkı evladını kaybeden bir annenin acısıyla dalga geçermiş gibi, tıpkı bir daha yürüyemeyecek olan felçli birine "Sen hastasın tedavi olman lazım" dermiş gibi... ölene kadar geçmeyecek ve sürekli acı çekeceğim bir kader için acımasız konuşmaları... bu kadar mı kolaydı? Oysa herkes merhametli sevecen annelerin oğulları ya da kızlarıydı. Ne ara bu kadar acımasız olundu? Ne ara oturup dinlemeden yargınınde ötesinde yafta yapıştırıp dalga geçer oldular böyle? Ben göz yaşları döküp Allah'a sığınırken bu cümleleri duymak... adeta bana söylemişler gibi bir etkiye sahip...
O gün kendimi çok yalnız ve savunmasız hissettim. Şayet ne bana doğrudan söylediler ne de benim bu hisses sahip olduğumu bilmedikleri için bu durum karşısında tam savunma yapabildim. Günün sonunda sıradan tartışmalı beyin fırtınası deyip güzel bir muhabbet olduğunu aktararak konuyu kapatsamda, gece karanlıkta başımı yastığa koyduğumda konu benim için kapanmamıştı.
Tüm bunlar olurken çalıştığım şirket birden bire küçülmeye gitti ve farklı takımlardan pek çok tanıdığım insan göz açıp kapayıncaya kadar işte çıkarıldı... hem şoka uğramıştım hem de moral olarak yerlerdeydim. Bu olaydan toparlanmam 2 buçuk haftamı aldı.
Bir gün otururken tiktokta geziniyordum ve karşıma bir canlı yayın çıktı. Canlı yayındaki adam o kadar tatlı, samimi ve benim sevdiğim tipteydiki konuşmasını ve anlatışını dinlerken tüm yüz hatlarını sırası ile süzdüm sakin sakin. O sırada canlı yayında Wildflower billie eilish çalıyordu ve adam kameray bakıp utangaç bir şekilde gülümserken ben onun gülüşüne ve gözlerine dalmışken o sırada şarkıda "Did I cross the line?" dedi ve o anda gözyaşlarına boğuldum. Çünkü o anda o tek bir cümle bana dinimle hissiyatım arasındaki seçimimi hatırlatmıştı ve sahip olamayacaklarıma ağlamaya başlamıştım. Şayet normal insanların adım atma ve deneme şansı varken benim yoktu. En azından onlar deneyip aşk acısı çekerken, ben yapamadıklarıma yanıyordum. Bunun acısını yaşamayan bilemez.
Bugün ise 5 üniversite sınavıma girerek zorlu bir çalışma haftasını geride bıraktım. Şimdi ise yarınki iki sınava çalışacağım.
Bir yandan 2026 yılının son aylarına çıkmasını istediğim bedelli askerlik başvurusunu yapmaya çalışıyorum. Parayı tamamlayamadım bu yüzden büyük ihtimal kredi çekip aylara bölerek ödemem gerekecek. Şayet Aralık ayında başvuru yapamazsam ve Ocak ayına kalırsa daha yüksek bir fiyata yatırmam gerekecek.
Bir yandanda şirketteki pozisyonumda gereken hedeflerimde sona kalan eğitim videosu hazırlama adımını düşünüyorum. Aldığım kursu tamamaldım, sertifikamıda aldım. Geriye tek kalan şey anlatmalık materyal hazırlayıp teknik örnekleri uygulayarak anlatacağım bir video çekmek. Bunuda yaparsam hedeflerde aradan çıkmış oluyor ve sonrasında.. sonrasında önüme bakıyor olacağım.
Karanlığın öteki tarafından yalnızlık sanrılarımdan seslerniyorum...


No comments:
Post a Comment