The way you navigate the darkness and wield your own light is very much like The Hermit’s lantern, guiding yourself through the unknown. If you ever feel lost or overwhelmed, just remember: The Hermit never fears the dark because they carry their own light.
Buraya yazmayalı aylar oluyor... aylardır yazmayalı hayatımda pek çok şey değişti.
KARANLIĞA BATIŞ
Küçüklüğümden beri ne zaman kırmızı ışıkta ya da zifiri karanlıkta uyusam cinlerle ya da kabuslarla dolu geceler geçirir, tek bir gecem bile korkusuz geçmezdi. Bundandır ki uzun zamandır az da olsa kısık bir beyaz ışığın yakınında uyur oldum.
Bu durum dinlediğim bir psikoloji söyleyişinden sonra değişmeye başladı. Rüyalarda ve gerçekte karanlık güçlerle kapışırken kendimi hep korkusuz ve cesur bir savaşçı olarak görürdüm. Fakat dinlediğim söyleşide fark ettim ki kendimi tamamen karanlığa bırakmadan savaşıyordum. Bu şekilde hayatıma devam ediyordum çünkü hayatın getirdiği zorlukların yanı sıra sahip olduğum huzursuzluğu her gece karanlık rüya görerek arttırmak istemiyordum. Aslında korktuğum şey karanlığın kendisi değil, bir gün yine eski yenilgimin aynısın yaşayacak olmamdı. Bu yüzden normal adette karanlık rüya görürken bu sayıyı arttırmak istemiyordum. Fakat bu çok eskiden beri böyleydi ve ne ben artık eskinin bir yansımasıydım ne de eskiler beni yansıtıyordu.
Bende kendimi karanlığa teslim ettim. Daha önceleri yaşadığım acı dolu diş ve baş ağrıları bana tek bir şey öğrettiyse, o da kendimi o an beni rahatsız eden şeye bırakıp canımı yakmasına izin vermekti. Tıpkı karabasan anında hareket edemeyişimiz gibi acı anında da hareketsiz kalarak tüm benliğimi acıya teslim ediyordum. Gördüm ki bunu yaparak, yani acıdan kaçmayarak yaşadığım acı muazzam seviyelerde olsa da kaçarken yaşadığım acı tekrarı sayısı daha azdı. Bende odamdaki tüm ışıkları kapattım; modemin yaydığı ışığı bile modemin hava almasını sağlayacak şekilde eşyalarla kapattım. Ardından yanı başında yatağımın olduğu ve her gece dışarıda bir şeyler göreceğimi sandığım pencerenin güneşliklerini ardına kadar açıp yorganın içine girdim. Odamdaki zifiri karanlıkla yıkanırken dışarıdaki yok denecek kadar az ay ışığının aydınlattığı karanlık bahçeye gözlerim alışmaya başlamıştı. Doğrudan karanlık bahçeye bakıp her gölgeye gözlerimi dikiyor, açık pencereden içeri girerek bizzat yüzüme vuran sessiz soğuk kış rüzgarının yüzümü donduruşunu hissediyordum. Bu şekilde uykuya daldım.
Bu uyuma şekli rüyalarımı görüş biçimimi değiştirmişti... artık rüyalarımda olan biteni karanlık gölgelerin içerisinden izliyordum. Eski çizgi filmlerde ana karakterler ormanda yürürken ormanın karanlığının arasından kızıl çift gözler onları izlerdi ya hani, artık ay ışığında yürüyen karakterlerden biri değildim; artık karanlığın içinde kendisini göstermeden her şeyi izleyen varlıklardan biriydim. Rüyalarım güneş doğmadan önce havayı soluk koyu bir mavi renge büründüren Alacakaranlık zamanında takılı kalmış bir zamanla beliriyordu. Rüyalarımda çeşitli şekilde bir varlığın izini sürüyordum ve annemin peşinde olduğunu fark ettim. Karanlıkta kaldığım sürece diğer tüm gölgelerdeki her şey gözüme görünür olmuştu, o yüzden varlığın hatlarını tamamen görebiliyordum. Uzuvlarının ucu keskin olan, gözleri ve de kulakları olmadan keskin dişli büyük ağızlı açık gri kül rengindeki ten rengi ve ayakları ile kollarının üzerinde bir köpek gibi yürüyen büyük bir varlık, gizlice ve de saklanarak annemin izini sürüyordu.
İlk rüyada onu yazlığımıza girmeden tek bir dirsekle duvara çarpmıştım fakat varlık beni göremeden korkak bir tavırla duvarlara ve çatılara tırmanarak kaçmıştı.
İkinci rüyamda ise zifiri karanlıktaki odamda ayakta dururken karanlığın içinden odamın penceresinin dışarısına bakıyordum. Dışarısının havası yine Alacakaranlıktı. Bahçedeki çalıların arasından aynı yaratık sessizce evin bahçeye açılan kapısına yönleniyordu. Hemen sağ elimi yukarı kaldırarak yaratığa doğrultum, hızlı ve sessiz bir hareketle sağ elimi sağa doğru savurdum, yaratık bahçenin duvarına doğru uçarak sırtını duvara vurup çalıların arasına düştü. Duvarda kırıklar oluşmamıştı bile. Göz açıp kapayana kadar yaratık yerinden kalkıp evin arka kapısına koştu ve odamın salona açılan kapısını bir hışımla açtığımda salonun kısık beyaz ışığının altındaki kanepede yatan annemi ve de annemin ayak ucunda dururken yavaşça gülümseyerek kafasını bana doğru çeviren iki buçuk metrelik yaratın durduğunu gördüm. Sakin bir tavırla olan biteni analiz ederken sağ ve sol ellerim belimin yanında hafif havaya kalkık vaziyette hazır bekliyordu. Yaratık anneme doğru kafasını çevirdi, sessiz ve yavaş adımlarla annemin üzerine doğru tırmanmaya başladı. Yaratık tırmanırken bende sol elimin avcunu yaratığa doğru döndürüp açarak germeye başladım. Elimi gererken gergin elime baktım ve gözlerimi kapatıp 2 saniye odaklandıktan sonra gözlerimi açtım. Sol elimde birbiri içerisinde kristalimsi renkerle(soluk ışık kırılmasından çıkan soluk gökkuşağı renkleri ve yarı saydam gri renkli) hexagonal şeklinde kenralıklı aynalar kendi içlerine çöküp çöktüğü yerden tekrardan büyüyerek bir bütün şekil oluşturuyordu. Kafamı yaratığın olduğu yere doğru çeviriken kirpiklerimi kırptım ve yaratığın ağlarcasına kısık çığlıkları ile korkarak havada uçtuğunu ve odanım her yerindeki eşyalardan koparılarak yaratığın etrafına uçan kalın boyutlardaki GERÇEKLİK İPLİKLERinin yaratığın etrafında örümcek ağı biçiminde parmaklıklı bir hücre oluşturmaya başladığını gördüm. Eşyalardan, duvarlardan ve renklerden sökülerek koparılan gerçeklik iplikleri yaratığın hücresini güçlendirmek için yaratığın lokasyonuna uçarken geride uzaysal boşluğa benzeyen yıldızsız zifiri karanlık bir zemin bırakıyordu. Her yer zifiri karanlıktan oluşan gerçeklik yırtıkları ile doluyordu ve en sonunda yaratığı her yerinden sararak hapis eden örümcek ağı sarmalı görüntülü hücre yaratığın çığlıklarına ve yakarışlarına aldırış etmeden yaratığın üzerine küçülmeye başladı. Sanki tüm bir hücre yaratığn üzerine ve de kendi içine doğru çöküyordu. Kirpiğimi kırptım ve yaratık yok olmuştu. Geriye sadece gerçeklik yırtıkları ile dolu bir ev vardı. Ve uyandım.
Bu ilk defa başıma geliyordu. İlk defa rüya aleminde böyle bir güç kullanmıştım. Saf karanlıkta ortaya çıkan bir güçtü bu. Gerçekten bir yaratığı bu gerçeklikten sürgün mü etmiştim yoksa hayallerimin ürünü müydü tüm bu olup biten? Tamda bu karanlığa kendimi bıraktığım gecelerde bu rüyaları görmem tesadüf değildi. Karanlığa kendimi bırakışım ve karanlıkla bir olmam tahmin edemeyeceğim bir şey yapmıştı bana: beni güçlendirmişti.
Artık korktuğum her şeyin bana güç katarak potansiyelimi arttıracağının farkındaydım. Her korktuğum an hatırlamam gereken tek bir şey var; kendini karanlığa bırak

No comments:
Post a Comment