Saturday, September 21, 2024

Karanlıktan Aşağı Işıktan Yukarı

 Merhaba,


Dün sabah 6'ya kadar arkadaşlarımla oyunlar oynadım. Sabah 06:30'da uyudum ve bu akşam 20:30'da kalktım. Kalktığımda sersem gibiydim fakat buna odaklanamayacağım kadar büyük ve bir o kadarda bildiğim bir his hissediyordum.

   İçimdeki bir şey çığlık çığlığa bağırıyordu. Sinirle mi yoksa canı yanarak mı bağırıyordu ya da sesini duyurmak için mi bağırıyordu emin değilim.

   Fakat üzerine düşününce bu çığlığın ruhuma ait olabileceğini düşünüyorum. Daha öncede bu çığlığı uyandığım zamanlarda duymuştum ve uyumadan önce hep hayatımın en kötü anlarını yaşamış oluyordum; sosyal medyada ya da başka sitelerde cinsel içerik tüketmek, etrafımı ve kendimi temiz tutmamak, her gün nargile içmek, sağlık olarak bana kötü gelen yiyecekler ve içecekler tüketmek... liste uzayarak gidiyor.

   Her hayatımdaki kontrolü kaybedip kendimin en kötü versiyonuna dönüşmeye başladığımda direnerek kendimi daha iyisine sürüklemek üzerine çaba gösteriyorum ama her çabamdan sonra daha da kötü oluyorum. Adeta bir merdivenin üzerinden zıplayan top bırakmışsın gibi her yere çarpışım bir öncekinden daha aşağıda, her yükselişim bir öncekinden daha az yukarıda. Her en kötü anımdaki uyanışımda içimden bir çığlık sesi hissediyorum. Özellikle dikkatlice izledim olan biteni, en kötü anımdan daha da kötüye düştüğümde bu çığlığı hissediyorum.

   Bu konuda bir teorim var. Ben Müslüman bir erkeğim ve kendi dinime çok inançlıyım. Bildiğime göre her uyku yarı ölümdür ve her uyku esnasında Allah'ın önüne yükseliriz, her uyanma öncesi de bedenimize geri döndürülürüz. Gördüğümüz bazı rüyalar ise bu yolculuğun ürünü olabiliyor. Duyduğum çığlık ışıktan daha da karanlık bir noktaya düştüğümde ruhumun acı çekişi olabilir. Peki bunun tam tersi nasıl olurdu ve o zaman ruhum nasıl hissederdi? İşte bu nokta araştırma ve deneme konusu olabilir.


  Bu "Zıplayan topun belirli interval ve hız ile merdivenden aşağı sekerek düşme" örneğimde beni kurtarabilecek şey interval ve hızın neye bağlı olduğu. Çünkü ben gizliden gizliye hayatımdan vaz geçiyorum. Gerçekten yaşamak için bir nedenim yok, aşık olmak için bir nedenim yok, oyun oynarken video izlemek tek bildiğim mutluluk kaynağı, minimum efordan daha fazla efor sarf etmeye çalışarak işimde çalışıp para elde etmek ise hızımın sürekliliğini sağlıyor. Peki ya neden gitgide hayat enerjimi kaybediyorum? Kendime verdiğim intihar etmeme sözümü tutuyorum, peki gizlice hayattan elimi çekmemde pasif intihar değil midir? Bence öyle.

   Bir erkek hayatı tekrardan sevmeyi nasıl öğrenir? Aşık olmayı nasıl ister? Yediği yemekten zevk almayı nasıl geri kazanır? Yaşayan bir ölü gibi hissediyorum. Öyle değilmiş gibi davranıyorum fakat kabul etmem gerek: psikolojim ve halim berbat halde.


Artık eski rüyalarımda gördüğüm ışığım yok ve çok uzun zamandır karanlıkta yürüyorum. Karanlıkta olmamızın sebebi karanlıkta da bazı bulmamız gereken güçlerimiz olduğudur fakat çok uzun kalınca hayat enerjini emer, seni değiştirmeye başlar. Benimde karanlıkta bulduğum bazı şeyler var fakat artık bana bir şey kazandırmıyor; tam tersi benden bazı şeyler götürüyor.


Tekrardan ışığa geri dönmem lazım.


Benimde hikayem tıpkı World of Warcraft'taki ışığını kaybeden Alduin'e benziyor, tabi ben ne bir prensim ne de kral. (Gerçi eski kullanıcı adlarımdan biri melez prens olsa da aynı şey değil 😁)


Işığa geri dönmek isterken çok daha fazla şey beni karanlıkta tutmaya çalışıyor. Gizlice yavaş yavaş planlar uygulandı. Hayat meşgalesinden fark ettiremeyecek kadar yavaş ve sinsice işledi.

Eski, öfkeyle yanan, ışığı bol ben nereye kaybol muştu? 


Her şeyin bir sebeple ve amaçla gelişen inanışım karanlıkta bulduğum ışığa ait en önemli öğretiydi. İçimdeki öfkeyle yanan kızıl alevin sönüşüyle(2015-2019) çok daha yeni, sakin ve mavi bir alev yanmaya başladı içimde. (2022-2024)


   Belki de bazı değişimlerin yaşanarak başkalaşma ve evrilme aşamaları için karanlıkta ışıksız yürüyerek yaralar almak gerekti. Allah'ın planlarına güvenmek lazım. Benim hikayem duraksama dönemindeydi ve henüz hikayem bitmedi. Bence hikayem yeni başlıyor.



Wednesday, September 18, 2024

Kısık Ateşte Sükunet


   Şu son günlerde ruhum okşanmaya hasret kaldı. Tıpkı bir annenin şefkatle evladının yüzünü okşadığı gibi ruhumda hayatın, kaderin Allah'ın onu okşamasını istiyordu.

   Adeta yaşamın kıyısında karanlığa birkaç dalga kala gecenin altındaki sahilde yürüyordum. Hayata bağlı bağım havada asılı kalan duman gibi soyut ve yok olmaya yakın bir hale gelerek zayıflamıştı. İçimdeki yaşama isteğimi oluşturan mavi ateş mum alevine dönüşmüştü sanki. Artık iş saatim bittiğinde gözlerim tek bir vaktin yolunu gözler olmuştu; sakin sessiz bir gece. 

   Uyku ile uyanıklık arasında sıkışıp kalmak, karanlıkta hayallerimin verdiği huzurla dinlenmek, gözlerim kapalı bir şekilde taktığım kulaklıkla kısık ses tonlu konuşma içeriği olan ve ASMR'a çok az yakın ses kayıtları dinleyip bir yabancının beni teselli etmesine izin vermek huzur içinde olmamı sağlıyordu.


   Belli ki bedenime ve en çokta ruhuma bu hayat ağır gelmeye başlamıştı yine. Yalnız başıma ne yapabilirdim ki beni rahatlatacak ya da teselli edecek olayları kendim geliştirmekten başka?

   Benim yorgunluğum zamanla yavaş yavaş artarak beni yapabileceğim şeylerden soyutlamaya başlamıştı. Şu anda içerisinde bulunduğum durumda ne kişisel temizliğimi yapabiliyordum, ne dağınık odamı toplayabiliyordum, ne de çöplerimi atabiliyordum. Hatta enerjim o kadar azaldı ki artık işyerimdeki verimliliğimi etkilemeye başlamıştı. Git gide enfeksiyonu artan bir yaram vardı sanki, önünü alamadıkça zamanla daha da az iş yapabilmemi sağlayan bir enfeksiyon. Kendi yemeklerimi yapamaz oldum, diş fırçalayamaz oldum, etrafımı temiz tutamaz oldum ve şimdide işimi etkiliyor. İşimi yapamaz olduğumda sıradaki ne? Uyanmak hatta uyumak bile enerjisizlikten yapılamaz hale gelecek. Bu da olursa zaten etkileyecek başka bir şey geriye kalmıyor gibi.

   Peki bu gitgide artan enerjisizliğin ve yorgunluğun sebebi ya da kaynağın nedeni nedir? İşte buna cevap bulamıyorum. İntihar etmeyeceğim hakkında kendime verdiğim sözü 10 yıldır tutuyorum fakat beynim ya da bedenim gizlice intihara mı hazırlanıyor? Emin değilim.


   Sanırım artık bir profesyonelden yardım alma zamanım geldi hatta geçiyor bile. Bir terapiste durumu anlatıp kaynağı bulabilmek için beraber çalışma yapmam lazım. Bazı şeyleri zamanında yapmalıydım, mutlaka yapılması gerekenleri erteledim ve artık çıkmaz bir yola girdim.


   Eskiden bu denli güçlü olan ben nasıl oldu da bu kadar güçsüz bir hale geldim? Her şeyi başarabileceğime olan inancım ne ara yok oldu? Hayallerimin katili kimdi?


   Bu cevaplar bende değil ve bulamadan ilerleyemeyeceğim.




Çok yoruldum. Artık uyumam lazım...



Monday, September 16, 2024

Daha Karanlık Daha Ağır

 

   Bu akşam hava daha bir karanlık, düşüncelerim daha bir ağır.

   Son 4 günümü hastalığım ve iyileşme sürecimle geçirdim ve bugün işimden bir gün izin alıp biraz daha dinlendim. İşkembe çorbası, sıcak taze bir ıhlamur ve devamında bitirdiğim taze portakal suyu. Yattığım salon koltuğundan kapısı açık odamdaki son 1 haftadır toplayamadığım dağınıklığı, örümcek istilasına uğramış yatağımı izledim durdum. Vücudumun dinlenmesi gerekiyor ve bazı şeyler kendi yolunda ilerlemesi gerekiyor, bunu biliyorum. Fakat hedeflerim ve gerçekleştirmek istediğim hayallerimin bu yollarda sekteye uğradığını düşünüyorum.

   Gerçekleştirmek istediğim şeyler için küçükten-hiçe aksiyon alabiliyor oluşum kendimi sorgulamama neden oluyor. Psikolojik olarak hayatta kalmaya çalışma evremde sıkışıp kaldığımın farkındayım ve inatla Allah'tan yardım istemiyorum. Belki de kendim başarabileceğim şeyleri kendim yapmaya çalışıp yapamadıklarım için Allah'tan yardım isteyeceğim zamanı kolluyorumdur ancak artık yapabileceğimi düşündüğüm şeylerin hiçbirisini yapamadığımı kabullenmek zor geliyor.

   Eskiden benimle dalga geçen, beni küçümseyen ve kendimi koruyamadığım tüm insanlara onların bile başaramadığı şeyleri başarıp gösterme isteyişim beni bitiyor olabilir fakat anlamadığım şey şu ki bu insanlar, özellikle eskiden benim pestilimi çıkartan bu insanlar, şu anda çok iyi hayat sürüyorlar... ben ise kendi kabuğumun içinde acı çekiyorum. İtiraf etmeliyim; hayalini kurduğum ve olmasını istediğim gelecek böyle değildi. Belki de Allah bana burada bir şey öğretmek istiyordur, belki de beni savurup yere düşüren rüzgara darıldığım için yeni rüzgarlarla uçup hak ettiğim yeri bulamıyorumdur. Ya da belki de sosyal medyada İslam, Allah ve kader üçlemesinin anlamlarını anlatmaya çalışan insanlardan birkaçının dediği gibi 'tamda olmam gereken yerdeyimdir ve Allah'ın planına güvenmem gerekiyordur'. Büyük ihtimal sonuncusunu yapmaya çalışırken çektiğim acıdan bahsetmiyor kimse. Her şeyi güvence ve garanti altına lamaya çalışan mental açıdan sıkıntılı aklım ile Allah'ın kaderini kendini bırakma konusunda aksiyon alan kalbimin arasında kalmış durumdayım. 


   Bir insana doğru evriliyorum, başka bir insana dönüşüyorum fakat dönüştüğüm kişiyi bilmiyorum. "Your new self will cost you of your old self" cümlesindeki başıma geliyor gibi. Yeni birine dönüşme aşamasında eski benliğimi kaybediyorum ve tam da bu geçiş aşamasının ortasındaki belirsiz, soğuk ve güvensiz noktada delirip duruyorum. Tam da bu noktada "When you face with difficulties, go straight into it and leave it on the other side as soon as possible." önerisi geliyor Jennifer Lopez'in. Çünkü bir şeyleri garantiye almayı seven tarafım o orta noktada delirip durmamı sağlıyor, halbuki daha da hızlı geçmem lazım fırtınanın içinden.


Bunca şeyin içerisinde babamın ve kardeşlerinin "Artık evlen" baskısı da hiç yardımcı olmuyor. Benim yaşadığım hayatı bilmiyorlar. Biseksüelliğim ile Müslümanlığım arasında nasıl sıkışıp kaldığımı bilmiyorlar. Psikolojik yorgunluğumun disiplin oluşturmamı engelleyerek kilo veremediğimi bilmiyorlar. Kendimi beğenmediğim için başkasınında beni beğenmeyeceğini düşündüğümü bilmiyorlar. Onlar için hayatın belirli evreleri var ve onlara göre ben evlilik evremdeyim. Halbuki bu işler öyle yürümüyor. Hayat bu kadar basit değil. Kendi zamanlarında böyle olmuş olabilir fakat artık çağ değişti ve farklı bir zaman dilimindeyiz. Oysa ki Nasip dediğimiz şey herkesi her zaman bulamayabiliyor. Bazen helal ve acısız bir yalnızlık, haram ve acı dolu bir beraberlikten daha hayırlıdır. Etrafımda gördüğüm bir sürü akrabam berbat yaşantılar ve ayrılık süreçleri içerisindeyken ve bunları canlı canlı görürken nasıl evlenmemi beklerler? Ben sabırla kısmetimi bekliyor olacağım. Çok laf ederlerse de askerliğimi bitirdiğim gibi ayrı eve çıkıp kendimi uzaklaştıracağım.


   Oysa ki beklediğim tek bir cümleydi: "Sen nasıl mutluysan öyle yaşa". Aaaah Ah baba, sen benim en nefret ettiğim ama en güzel testim oldun. Çocukluğumu mahvettin ve şimdi ise acınası bir yetişkin oldum. Çocukluğum yetmedi yetişkinliğimde de benim canımı yakar oldun. Ergenliğimde canımı yaktın ve bende senin canını yaktım. İçimi kavuran öfkeyle adım atar oldum ve şimdiki yaşlarımda ise öfke beni hasta eder oldu. Senin bana yaşattığın öfke içimi kavurdu ve geriye hiçbir şey bırakmadı. Hala hatırımda; odama yatak almak istemişti annem, sende 'Ne gerek var, uyusun yerde işte. Şimdiden askerliğe hazırlanmış olur.' demiştin. Kendi kendime nasıl bir baba evladı hakkında böyle düşünebilir diye merak etmiştim.

   Birkaç kelimeden oluşan cümleler beş para etmezler ve eskiden senden her harçlık istediğimde sinirli sinirli bana verirdin parayı. Madem cümleleri kurmak para etmiyor, o zaman bana neden bedavadan vermedin o kelimeleri? Yoksa bana karşı sarf etmek istediğin kelimelerin depozitosu cimri kalbindeki değerle örtüşemedi mi? Neden bana bir kere bile "Oğlum benim" demedin, neden bana beni sevdiğini söylemedin ya da neden bir kere bile kuzenime tüm sülalesi önünde yaptığın gibi gururla sırtımı sıvazlamadın? Şimdi ise ablamın çocuğuna ne övgüler yağdırıyorsun, "Aşkım benim" diyorsun. Tüm çocukluğumu içimde ukde bıraktın, birkaç kelimeye beni hasret bıraktın ve şimdi ise kendi yeğenimin aldığı övgüleri gizlice kıskanır oldum. Bana o kelimeleri bedava ve karşılıksız olarak verseydin bile yeğenime söylediğin şekilde sevgi dolu söyler miydin bana da o cümleleri? Yoksa yumuşaklığından yüz bulup tepene bineceğimi mi düşünürdün katı babalar gibi?


Her şey farklı olabilirdi, içimdeki sevgi nehrini senin kalbine akıtabilirdim fakat yine bir değerim olmazdı değil mi? Çünkü sen benim değerimi en başından biçmiştin.

 

Ne yazık...

 


BLEEDING HEART IN A FAITHFUL LIGHT

“I never meant to fall for a stranger behind a glass screen, yet a single smile cracked open everything I swore I had buried. My heart bled ...